Osman Evcan Yeniden Açlık Grevinde

  • Twitter
  • Facebook
  • Google+
  • Pinterest

OSMAN EVCAN YENİDEN AÇLIK GREVİNDE!

Açlık grevleri neticesinde öne sürdüğü şartları kabul ettiren Osman Evcan bu zor süreçten sisteme boyun eğmeyerek çıkmayı başarmıştı. Ancak Silivri Cezaevi’n de yaşanan baskıcı, otoriter, cezalandırıcı ve haksız uygulamalar OHAL sürecinde katlanarak artmaya devam etti. Osman’ın kendi kimliğini imha ettirmemek, devletin araçlarının baskıları altında teslim olmadığını göstermek için verdiği savaş sonunda disiplin cezaları birbiri ardına eklendi.

Osman Evcan, Vegan yemeklerinin içine katıldığını düşündüğü zarar verici kimyasal maddeler nedeniyle sindirim sisteminin 20 gün boyunca işlevsiz kalmasından sonra 14 Ekim 2017 tarihinden itibaren Silivri Açık Cezaevi Merkezi Mutfağı’ında pişirilip gönderilen vegan yemekleri, iaşeyi almamaktaydı. Osman Evcan bu haksız uygulamalar karşısında 26 Mart 2018 tarihinde tekrar açlık grevine başladı. Kendisinin açlık grevi talepleri ve nedenleri ile ilgili Adalet Bakanlığı’na yazdığı yazı şu şekilde:

 

Adalet Bakanlığına _ Ankara

 

Konu : Süresiz Açlık Grevi Eylemine başlamamla ilgili;

 

Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda hükümlü konumda vegan beslenen ve yaşayan bir tutsağım. Vegan beslenmemden ve yaşama kültürümden dolayı cezaevi idaresinin baskılarına, tacizlerine, psikolojik saldırılarına, vegan yemek ihlallerine, tarafıma verilen vegan yemeklerinin içine bedenime zarar veren maddeler katılarak şiddete maruz kalmaktayım.

 

24 Nisan 2017 _Kasım 2017 tarihleri arasında yaşanan süreçte vegan beslenme ve yaşamıma yönelik olarak sistematik olarak baskılar, kötü muamele taciz, psikolojik _ manevi eziyet, yemeklerimin içine bedenime zarar verici maddeler katılması, vegan beslenme hakkımın ihlali türü uygulamalar yaşandı.

 

Cezaevi idaresinin bu insani olmayan uygulamaları nedeniyle  13 Ekim 2017 tarihinden başlayarak protesto amaçlı olarak tarafıma verilen vegan yemekleri ve iaşeyi alıp yemedim. Kendi paramla kantinden satın aldığım vegan gıdalarla beslenmemi sürdürdüm. En son olarak da 26 Mart 2018 tarihinde cezaevi idaresinin insani olmayan bu saldırı, kötü muamele, baskıların, vegan beslenme ve yaşamıma yönelik hak ihlallerinin sonlandırılması amacıyla açlık grevi eylemine başladım.

 

24 Nisan 2017 ve Kasım 2017 tarihleri arasında yaşanan süreç içerisinde CEZAEVİ idaresinin ve personelinin sistematik olarak uygulamış olduğu vegan yaşam ve beslenme kültürüme yönelik baskılarını, kötü muamele, psikolojik _ manevi eziyet ve vegan yemek ve iaşe hakkımın engellenmesini ve yediğim vegan yemeklerden zehirlenerek hastalanmış olmamı ilgili hukuki, resmi, yasal kurumlara dilekçeler yazarak anlatmış oldum.

 

Bu amaçla ;

– 23 Ekim 2017 tarihinde Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu dilekçesi yazmış oldum. Yaşanan tüm olayları gün, tarih ve saatleriyle anlattım. Kamera kayıt görüntülerinin izlenmesini talep ettim. Bu görüntülerin incelenmesiyle yaşanan hukuk dışı, insanlık dışı uygulamaların ispatlanacağını anlattım. Olaylarla ilgili belgeleri de sunmuş oldum.

 

– 13 Kasım 2017 tarihinde Adalet Bakanlığına  yaşanan hukuk dışı, insanlık dışı uygulamaları anlatan 16 sayfalık dilekçe yazıp göndermiş oldum. Silivri Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdaresi ve personeli hakkında  yasal idari soruşturma başlatılmasını talep ettim.

–    İlgili bu dilekçem Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adalet bakanlığına gönderilmedi. Fakat bu dilekçem hukuki soruşturma için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

–  23 Kasım 2017 tarihinde TBBM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na yaşanan hukuk dışı, insanlık dışı uygulamaları anlatan 17 sayfalık dilekçe yazıp yollamış oldum. Gerekli yasal soruşturmanın başlatılmasını talep etmiş oldum.

İsimlerini belirtmiş olduğum bu hukuki, resmi, yasal kurum ve organlara yazmış olduğum dilekçelerime olumsuz yanıt verildi.

–   28 şubat 2018 tarihinde tarafıma verilen ; 22.02.2018 tarih ve 2018/1274 sayılı kovuşturmaya Gerek Olmadığına Dair Karar yazısı verildi. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, suç duyurusu dilekçem de anlatmış olduğum olayların gerçeği yansıtmadığı, kanıt, deli, belge olmadığına hüküm vererek suçluları ve işlenen suçların üstünü örterek suçluları korumuş oldu.

– 13  Mart 2018 tarihinde Silivri Sulh Hakimliğine 8 sayfalık itiraf dilekçesi yazarak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığının 22.02.2018 tarih ve 2018 / 1274 sayılı kovuşturmaya Gerek Olmadığına Dair Kararını iptal edilerek yeniden hukuki normlara uygun soruşturma başlatılmasını talep ettim.

– Silivri Sulh ceza Hakimliği yazmış olduğum bu itiraz  dilekçemi ve talebimi kabul etmedi. Talebim kabul edilmedi. Yapılan soruşturmanın yasaya, hukuka uygun olduğu kararını aldı. Suç işleyenleri korumuş oldu.

–  23 Kasım 2017 tarihinde TBBM insan Hakları İnceleme Komisyonu’na yollamış olduğum 17 sayfalık dilekçe de ilgili kurumdan yanıt geldi.

Yazdığım dilekçeme ilişkin olarak Adalet Bakanlığına yazı gönderilmiş ve bilgi istenmiş. Adalet Bakanlığı’da yazdığım dilekçemde anlatmış olduğum olayların gerçeği asılsız olduğunu ve gerçekleri yansıtmadığını bilgisini iletmiş TBBM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’na böylece Adalet Bakanlığı da suçluları korumuş işlenen suçların üstünü örtmüş, kapamış oldu.

–  13 Kasım 2017 tarihinde Adalet Bakanlığına yazmış olduğum 16 sayfalık dilekçem direk olarak Adalet Bakanlığına gönderilmedi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bu dilekçemi hukuki soruşturma başlatılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiş.

Bu dilekçeme ilişkin olarak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlatmış. 2018 /855 soruşturma no ve  2018 /1878 karar Nolu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar alınarak tarafıma iletildi. (26.03.2018 tarihinde) Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı, Silivri kapalı ceza infaz kurumu idaresin ve suç işleyen personeli korumuş ve kollamış oldu.

İlgili bu karara da itiraz etmiş olacağım. Fakat sonuç değişmeyecek. Çünkü bağımsız, tarafsız bir hukuk sistemi kalmamış. Siyasal iktidarın otoriter, baskıcı uygulamalarını destekleyen bir hukuk sistemi oluşturulmuş durumdadır.

Bu adaletsizlikleri, otoriter uygulamaları, baskıları, hak ihlallerini ve kötü muamele, eziyet, işkenceleri kınamak için, durdurmak amacıyla Açlık grevine başlamış oldum. Başka seçeneğim kalmadı çünkü.

Bu uygulamaların dışında, Silivri Kapalı Ceza infaz kurumu idaresi keyfi otoriter uygulamalarla tutsakların pek çok insani ve yasal haklarını da ihlal ederek suç işlemiş oluyorlar. Cezaevi idaresinin ihlal etmiş olduğu bu yaşamsal, insani haklarımızı sıralamak istiyorum;

 

–Tecrit İşkencesi tutsakları baskı altına alarak sindirmek için temel bir yol yöntem olarak tutsaklar üzerinde uygulanıyor. Bulunduğumuz cezaevinin mimari yapısı F-tipi cezaevi konumundadır. Tekli hücrelerden ve üç kişilik odalardan oluşturulmuştur. F-tipi cezaevi mimarisi konumu itibari ile tutsakları tehdit ederek yalnızlaştırmaya ve uygulanan baskılarla yıldırmak, düşüncelerinden arındırmaya yönelik bir infaz sistemidir. Genel olarak muhalif konumda bulunan tutsaklar bu konumdaki cezaevlerine konuluyor. Uygulanan infaz politikası ise; siyasal iktidarın otoriter, baskıcı, tahakkümcü politikalarının en şiddetli bir biçimde uygulandığı ve tutsakların ezildiği, işkenceden geçirildiği, insani haklarının yok edildiği bir ceza infaz sistemidir.

 

— Şuan yaklaşık olarak iki yıldır tekli hücrede yalıtılmış olarak tutuluyorum. Daha öncesinde üç kişilik odalarda kalıyordum. Genel olarak Vegan vejetaryen beslenen ve yaşayan tutsaklarla birlikte kalmaktayım.  Bu cezaevinde benim dışımda vegan vejetaryen beslenen, yaşayan başka tutsak bulunmuyor. Bu tecrit uygulamasına son verilmelidir.

 

–Yasal hukuki hakkımız olan spor, sohbet, kültürel, atölye faaliyetlerine çıkartılmıyorum. Yasada 10 kişilik gruplarla bu faaliyetlerden yararlanabilme hakkımız olmasına rağmen bu hakkım engelleniyor. Bu insani hakkımın engellenmesi tecrit işkencesini daha da ağırlaştırıyor.

 

–Yasalarda yasaklanmamış (mahkemelerce) olan yayın ve kitapların tutsaklara verilmesi bir hak olarak belirtilmiştir. Cezaevi idaresi keyfi-otoriter uygulamayla bu yasal hakkımızın kapsamını daraltmıştır. Yayın- dergi- kitap  sayısını kişi başına sadece 10 adet ile sınırlandırmıştır. Bu keyfi-otoriter uygulamaya son verilmelidir.

 

–Saç tıraşı olmamız engelleniyor. Bu hakkımızda keyfi uygulamalarla ihlal ediliyor.

 

— Hiçbir cezaevinde fotoğraf çektirme yasağı olmamasına rağmen ve Adalet Bakanlığı’nın böyle bir yasaklama kararı olmamasına rağmen, Silivri kapalı ceza İnfaz kurumu idaresi keyfi otoriter uygulamalar ile fotoğraf çektirme hakkımızı engelliyor.

 

— Mahkeme ve hastaneye götürüldüğümüzde bu kurumların mahkum bekletme oda ve hücrelerinde bileklerimize kelepçe takılmış halde tutuluyoruz. Bu uygulama insani bir uygulama değildir bu uygulamaya son verilmelidir. Daha önce böyle bir uygulama yoktu son iki aydır uygulanmaktadır.

 

— Mahkeme ve hastaneye götürüldüğümüzde bu kurumların mahkum bekletme hücreleri ve odalarında zıt görüşlü tutuklu- hükümlülerle bir arada tutuluyoruz. Bu uygulama nedeniyle zıt görüşlü tutsaklar arasında kavgalar yaşanıyor. Bu uygulamayı  jandarma komutanları muhalif tutsaklara bir tehdit unsuru olarak uyguluyor. Bu uygulamaya son verilmelidir. Düşünceleri zıt olan tutsaklar ayrı bekletme odalarında tutulmalıdır.

 

–Vegan beslenen ve yaşayan bir tutsak olarak sadece cezaevi içinde yaşanan sorunlarımızın çözülmesi için ilgi ve duyarlılık içinde bulunmuyoruz. Dışarıda toplumsal hayatımız içinde yaşanan toplumsal sorunların çözümü için de duyarlılık içinde olmanın bilinci içindeyim Çünkü kent, ülke ve bölgemizde yaşanan toplumsal sorunlara birlikte ve ortaklaşa duyarlılık gösterebildiğimizde, birlikte mücadele edebildiğimizde yaşanan toplumsal sorunların çözüme kavuşabileceğinin bilincini taşıyoruz.

–İstanbul ili sınırları içerisinde yaşayan 500 sokak hayvanı İstanbul Belediyesi görevlileri tarafından topluca öldürülmüştür. Yaşanan bu hayvan katliamlarını televizyon ve yazılı basın haberlerinden öğrenmiş oldum. Hayvan hakları savunucularının bu katliamları kınamak ve suçluların yargılanması için yürüyüş ve gösteri yaptıklarını da görsel ve yazılı basın haberlerinden öğrenmiş oldum. Vegan anarşist bir birey olarak İstanbul Belediyesi görevlileri tarafından 500 sokak hayvanının yaşam haklarının yok edilmesini kınıyorum. Sokak hayvanlarının yaşam haklarını yok eden ve bu suçu işleyenlerin yargılanması ve cezalandırılmasını istiyorum

— Toplum yaşamımızda kadın-erkek eşitliği çok geri düzeydedir. AKP iktidarıyla toplum yaşamımızda kadın erkek eşitliği tümüyle yok edilmiştir. Dinsel ve gelenekçi bir bakış açısıyla kadınlar eşit özgür birey olarak görülmüyor. Kadınlara yüklenen rol baştan çıkarıcı ve şeytani varlık olarak bakılıyor. Bu bakış açısıyla erkekler kadını sadece cinsel obje olarak algılıyorlar. Kadının eşit özgür birey- insan olduğu bilincini taşımıyorlar. Dolayısıyla kadına yönelik erkek hegemonyası ona her türlü keyfi uygulamayı bir hak olarak görüp uygulamaktadır. Dolayısıyla da kadınlar, erkeklerin bu baskısına, otoritesine, tahakkümüne karşı çıkıp hak ve özgürlüklerini korumak mücadelesi içinde oluyorlar. Erkekleri korkutan durumda kadınların sürdürmüş olduğu bu eşitlik-özgürlük mücadelesidir. Erkekler kadınlar üzerinde oluşturmuş olduğu bu statünün parçalanacağını algıladıkları için kadınlar üzerinde şiddet uyguluyorlar. Kadınların eşitlik, özgürlük mücadelesi güçlendikçe erkeklerin kaygısı, korkusu daha da artıyor. Dolayısıyla da erkek saldırganlığı, şiddeti ve katliamları daha da artıyor, yaygınlaşıyor.

2017 yılı içerisinde 450 kadın erkek yakınları tarafından öldürüldü.

Son on yılda ise 2237 kadın erkek yakınları tarafından öldürüldü.

Erkeklerin kadınlara yönelik uyguladığı bu şiddet ve katliamları kınıyorum, lanetliyorum. Erkeklerin cinsiyet olarak doğasından ve bencil aklının yansıması olarak kadınlar üzerinde kurduğu cinsel sömürü ve şiddetin son bulması için kadın erkek eşitliği için dayanışma ve mücadele içinde olmalıyız.

–Dinsel kültürün bir sonucu olarak “altı yaşındaki kız çocukları evlenebilir “ denilmektedir. Sosyal Doku Vakfı Başkanı Ve Milli Gazete Yazarı Nureddin Yıldız böyle bir demeç vermişti. 19 Mart 2015 tarihinde kız çocuklarına yönelik olarak dini bakış açısı genel olarak bu nitelikte bir düşünce, kültür içeriyor. Kız çocukları altı yaşına geçtiğinde kadın olgunluğuna eriştiği ve dinsel bir kültürün sonucu da kız çocukları kapatılarak her tarafı örtülmektedir.  Örtülmezse dini olarak günah olacağı söylenmektedir. Dinsel gericiliğin, yobazlığın, dinsel erkek zihniyetinin bir ürünü olarak küçük yaşta kız çocukları ile evlenilmesi çok normal görülen bir kültürdür. Bu kültür genel olarak tüm İslam toplumlarında yaygın bir geleneksel kültür olarak yaşanıyor. Dinsel bakış açısının kız çocuklarına ve kadına bakış açısı eşitsizlik temelindedir. Eşitsizliğin ötesinde sapkınlık düzeyindedir. Bilindiği üzere Ortadoğu’da, Suriye’de muhalif konumda Savaşan dinci-islamcı gruplar ele geçirdiği kent ve yerleşim alanlarında yaşayan kadınları, kız çocuklarını köle olarak sahipleniyorlardı. Bu dinsel kültürün bir yansıması olarak kız çocukları ve kadınların köleleştirilmesi, köle pazarlarında alınıp satılması cinsel obje, eşya, mal olarak sahiplenilmesi dinsel bir sapkınlığın ürünüdür. Bu gerici, sapkın düşünceye karşı eşitlik-özgürlük mücadelesini sürdürmeliyiz. Kız çocuklarına yönelik olarak uygulanan erkek şiddetine ve cinsel sömürüye karşı toplum olarak mücadeleyi sürdürmeliyiz.

— Son sekiz yıl içerisinde cinsel yönelimleri nedeniyle 60’tan fazla trans birey ve eşcinsel heteroseksüel erkek şiddetine maruz kalarak öldürüldü.  Homofobik ve Transfobik davranışların bir sonucu uygulanan bu katliamlara karşı hem toplumsal bilinci dönüştürebilmeliyiz hem de devletin bu yöndeki kışkırtıcı politikalarını sonlandırarak gerekli güvenlik önlemleri sağlanmalıdır.

Hem cezaevlerinde hem de toplumsal yaşamımızda cinsel yönelimleri nedeniyle hiçbir birey homofobik, transfobik saldırıya, şiddete uğramamalıdır. Cinsel yönelim hakkı ve yaşam kültürü eşitlik özgürlük hakkı olarak kamu ve sivil toplumda oluşturulmalıdır.

— Ortadoğu coğrafyasında uygulanan emperyalist kapitalist “ büyük Ortadoğu Projesi” nedeniyle bölge ülkeleri emperyalist kapitalist sömürgeci devletler tarafından işgal ve ilhak edilmiş durumdadır.

Sömürgeci talancı amaçlarla çıkartılan bu savaşta demagojik söylemlerle bölge halklarına özgürlük getirileceği aldatmacası yaşanmaktadır. Oysa söylenen demagojik söylemlerle yaşanan somut nesnel durum birbirini doğrulamıyor.

İşgalci sömürgeci kapitalist emperyalist devletler toplayıp eğittiği terörist- İslamcı grupları ve örgütleri kullanarak bölgede yaşayan sivil halka karşı katliam yapmaya yöneltmiş oldu. Suriye’de 750.000 sivil vatandaş yaşamını yitirmiş oldu. Milyonlarca sivil vatandaş başka ülkelere göç etmiş oldu. 100 binlerce sivil insan sakat kaldı. Kapitalist emperyalist sömürgeci devletlerin “özgürlük getireceğiz” söylemi yalan ve aldatmacadan ibarettir. Kapitalist emperyalist sömürgeci devletlere ve onların bölgedeki işbirlikçi konumdaki otoriter devletlere karşı antikapitalist, anti emperyalist birleşik bir ortak mücadele sürdürülmeden özgür bir ülke ve toplum yaşamı oluşturulamayacaktır.

Bu bilinç ve bakış açısıyla;

*Ortadoğu coğrafyasını sömüren ve halkları katleden işgalci kapitalist emperyalist devletleri desteklemeyelim, tam tersine bu güçlere karşı birleşik mücadeleyi geliştirip güçlendirelim.  *Bölgede sivil halka karşı işlenen katliamları sömürüyü talanı durdurmak için bölge halkları ile birlikte ortak bir mücadele yürütülmelidir.
*Savaş nedeniyle ülkelerinden göç eden sivil insanlara gerekli insani yardımların, dayanışmanın yapılması insani bir görev olarak yapılmalıdır.
*Fosil enerji kaynaklarının üretilmesi ve tüketilmesi nedeniyle endüstriyel üretim ve tüketimden kaynaklı zehirli atık gazların atmosfere salınımı nedeniyle atmosferin yapısı değişikliğe uğramıştır. Atmosferde yaşanan bu yapısal değişme gezegensel ısınmayı ve küresel, iklimsel değişmeyi üretmiştir. Küresel ısınma ve iklimsel değişme gezegensel yaşamımızı olumsuz yönde etkilemektedir;

+Yağış düzeni değişmiştir. Dengesiz bir yağış düzeni oluşmuştur.

+ Çok aşırı yağışlarla seller afetler yaşanmaktadır.

+ Kuraklık yaşanmaktadır.

+ Aşırı yağışlar ve kuraklıklar nedeniyle tarımsal üretim yok olmaktadır.

+ Tarımsal üretimin yok oluşu gıda üretimini olumsuz etkilemektedir.

+ Gıda üretiminin yetersizliği sağlık ve sosyal sorunları üretmektedir.

+ Kutuplardaki buzullarla kaplı alanlardaki buzullar eriyerek yeni sorunları üretecek gelişmelere yol açacaktır.

+ İnsan türü de dahil olmak üzere doğada yaşayan tüm canlıların yeni hastalıklara yakalanmasına, bağışıklık sistemlerinin çökmesine neden olacaktır.

+ Milyonlarca yıllık gezegensel yaşamın ekolojik dengesi yok olacaktır.
Bu yok oluş nükleer silahlar kullanıldığında dünya yaşamının yok olmasıyla benzer olumsuz etki içerecektir.

Bu nedenle fosil enerji kaynaklarını tüketmeyi durdurmalıyız. Endüstriyel sanayi üretiminde atmosfere salınan sera gazlarının bitmesi için sanayileşme kültürünü yeniden gözden geçirelim. Gezegensel yaşamımızı yaşanılabilir kılmamız endüstriyel teknolojik yapay kültürle sürdürülemeyecektir. Tek varoluşumuzun kaynağı doğayla uyumlu doğayı kirletmeyen, tüketmeyen, tahrip etmeyen ekolojik bir hayat kültürüdür.

Gezegensel canlı yaşamamızı yok eden, kirleten, tüketen tahrip eden verili endüstriyel kültürü reddedelim. Kapitalist devletlerin dünya yaşamını yok eden politikalarını kınıyorum, lanetliyorum.

— GDO’lu tarım üretimine son verilmelidir GDO’lu tarımsal üretim insan ve hayvan sağlığı için zarar verici bir üretim sistemidir ve tarımsal üretimimizi çok uluslu tekellere bağımlı hale getiren bir tohumculuk tüketimine dayanmaktadır.

Kendi doğal coğrafyamızda uygulanan ve milyonlarca süren yerli, doğal tohumlarla sürdürülen organik-doğal geleneksel tarımsal üretime yeniden geçebilmek için çabalamalıyız.

GDO’lu tohumlarla tarımsal üretime geçişimizi sağlayan siyasal iktidar güçlerini kınıyorum.

Tüm bu sorunlar nedeniyle ve bu yaşanan sorunlara duyarlılık gösterilmesi için açlık grevine başlamış oldum.  Bilgilerinize sunarım.

Silivri kapalı Ceza İnfaz kurumu C-9-7 No’ lu Hücre Silivri İstanbul

26.03.2018

 

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published.
Required fields are marked *